|
11 Kasım 2011

Erkan Aydoğanoğlu
Olmayan şeyleri varmış gibi göstermek, yalanları allayıp pullayıp gerçekmiş gibi sunmak, AKP hükümetinin en büyük ”meziyeti” olarak karşımıza çıkıyor. 9 yıldır emekçilerin, halkın çıkarları ile taban tabana çelişen hangi adımı attılarsa, son derece profesyonel yöntemler izlediler. En acımasız saldırıları bile öncesinden müjdeleyerek hayata geçirdiler. Bu durumun son örneğini Hükümetin olağanüstü çabalarla çıkardığı kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile gördük. Bu seferki “müjde”nin adı “Kamuda eşit işe eşit ücret geliyor!” yalanı oldu.
2.5 milyon memuru ilgilendirdiği söylenen, ancak çoğunlukla kamuda çalışan üst düzey yöneticiler, müdürler, müdür yardımcıları, daire başkanları vb. gibi yöneticilerle uzman ve uzman yardımcılarının ücretleri ek ödemelerle birbirine eşitlendi. Derecesi ve göstergesi daha yüksek olan kamu yönetici ve uzmanlarının düşük dereceli memurlara göre daha yüksek oranda ek gösterge almasını “Kamuda eşit işe eşit ücret” olarak yansıtmak kadar anlamsız bir durum olamaz.
666 sayılı mali haklarla ilgili KHK ile yapılan düzenlemeyi “eşit işe eşit ücret” demek yerine sadece üst düzey yönetici ve uzmanlar için getirilmiş olan “eşit unvana eşit ücret” olarak adlandırmak daha doğru olur. Çünkü burada eş değer işi yapan kamu emekçilerinden çok, aynı unvanı taşıyan üst düzey yönetici ve uzmanlara aynı maaşın verilmesi amaçlanıyor. Sadece “yukarıdakilerin” mali haklarını eşitlemeyi öngören böylesi bir düzenlemenin tüm kamuda ücret adaletsizliğini düzelteceğini iddia etmek mümkün değil.
EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET NE DEMEK?
19. yüzyılda işçi sınıfının önde gelen mücadele başlıklarından birisi olan “eşit ise eşit ücret” talebi; işçi sınıfının renk, dil, etnik kimlik ve cinsiyet bakımından ayırımcı ve kayırmacı uygulamalara son verilmesi amacıyla dile getirilen bir talep olmuştur. Bu önemli talep, özellikle kadınlara aynı işi yapmasına rağmen erkeklere verilen ücretin yarısı kadar ücret verilmesine karşı yükseltilmiştir. Bunun yanı sıra, aynı işleri yaptıkları halde, farklı statülerde bulunmaları nedeniyle farklı ücret uygulamalarına karşı, bu adaletsizliğin giderilmesi konusunda da sıkça dillendirilen bir talep olmuştur. “Eşit işe eşit ücret” talebi, işçilerin sınıf mücadeleleri boyunca ortaya koydukları aynı işi yapan işçiler arasında denklik sağlamaya yönelik haklı bir talebi ifade etmesine rağmen, bu yöndeki eşitsizlikler asla tam olarak giderilmediği gibi bugün de devam etmektedir. Bu nedenle bu yöndeki taleplerin haklılığı günümüzde de ortadan kalkmamıştır.
İşçi sınıfı mücadelesi ile simgeleşmiş bu haklı talebin bugün aynı ifadeyle ama kamu emekçilerin aleyhine olacak biçimde çarpıtarak gündeme getirilmiş olması dikkat çekicidir. AKP’nin KHK aracılığıyla yapmaya çalıştığı, eş değer işi yapanların eşit ücret alması, bunun bütün kamu emekçilerine herhangi bir hak kaybına uğramadan yaygınlaştırılması değildir.
PERFORMANSA GÖRE ÜCRETİN ÖNÜ AÇILIYOR
Hükümetin bugüne kadarki uygulamalarına ve kamuda bugüne kadar yaşanan köklü değişikliklere baktığımızda görünüşteki “eşit işe eşit ücret” sistemine paralel olarak, bireysel puanlama üzerinden performansa göre ücret sistemine geçilmeye çalışılıyor. Bu iki ücret sistemi birbirini dışlayan iki uygulamaymış gibi görünse de, bugünkü haliyle “eşit işe eşit ücret” ile “performansa göre ücret” sistemlerinin, OECD ülkelerinin büyük bölümünde birbirini tamamlayan uygulamalar olarak hayata geçirildiği biliniyor.
Yapılan performans değerlendirmesi sonucu alınan puanlara göre kamu emekçilerinin ücretlerinde gerçekleşen artışı ifade eden performansa göre ücret sistemi, tıpkı hükümetin KHK ile yapmaya çalıştığı gibi, temel ücrette herhangi bir değişiklik yapılmayıp, ek ödemeler ile ilgili olarak yapılan düzenlemelerin ardından hayata geçirilecek.
KAMUDA BÖLGESEL ÜCRET
Esas olarak “işe göre ücret” ilkesi üzerine kurulan “eşit ise eşit ücret” anlayışı üzerinden yapılan ücretlendirmede esas, yapılan işin kendisidir. Buna göre bir işin farklı işkollarında, farklı bölgelerde, farklı kişilerce yapılması işe yapılacak ödemeyi değiştirmemelidir. Ancak AKP Hükümetinin yaptığı KHK düzenlemeleri bu durum ile temelden çelişiyor. Bölgesel asgari ücret tartışmalarının yapıldığı bir dönemde kamu emekçilerine bölgesel ücret getiriliyor.
666 sayılı KHK ile Bakanlık ve diğer kamu kurumu teşkilatlarındaki il müdürlükleri üç gruba ayrıldı. Buna göre, İstanbul, Ankara, İzmir’de görev yapanlar birinci grubu, büyükşehir belediyesi bulunan illerde görev yapanlar ikinci grubu, diğer illerde görev yapanlar ise üçüncü grubu oluşturdu.
Üç farklı grupta çalışanlar aynı işi, aynı şekilde yapsalar da, hatta üçüncü grupta çalışanlar birinci grupta çalışanlardan daha çok çalışıyor olsa da, asla diğer iki gruptakiler ile aynı ücreti alamayacaklar. Bu durumda “müjde” olarak sundukları “kamuda eşit işe eşit ücret” ilkesinin boş bir demagojiden öteye gitmediği, aksine yeni eşitsizlikler ve adaletsizlikler yarattığı görülecek.
KAMUDA SÖZLEŞMELİ İSTİHDAM YAYGINLAŞACAK
İşçi sınıfının mücadelesi ile elde edilmiş hakların özellikle son otuz yıl içinde nasıl adım adım geri alındığı biliniyor. Özellikle 1980’li yıllardan itibaren IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve Avrupa Birliği gibi emperyalist örgüt ve birlikler aracılığı ile hükümetlere kamu personel sistemi ile ilgili önerilerde bulunuldu. Kamuda uygulamaya başlanan politikalar sonucunda, kamu emekçilerin haklarında giderek azalmalara yol açan “eşit işe eşit ücret” ile ona paralel olarak “performansa göre ücret” sistemi birlikte hayata geçirildi.
Bugüne kadar kamu personel sisteminde yapılmak istenen değişiklikleri göz önünde bulundurduğumuzda, önümüzdeki dönem tıpkı İtalya’da olduğu gibi kamuda sadece hiyerarşik yönetim kademelerine özgü küçük bir kesimin (asker, polis, hakim, savcı vb.) kadrolu ve güvenceli istihdam edileceğini söylemek mümkün. Kamu emekçilerinin büyük bölümünün göstereceği bireysel performansa bağlı olarak belirli sürelerde yenilenecek sözleşmelere bağlı olarak istihdam edileceği bir ortamda geçerli ücret sisteminin “eşit işe eşit ücret” şeklinde uygulanmasının kimlerin ücretlerini nasıl eşitleyeceği tartışmalıdır.
EŞİTLİK İSTENİYORSA ÖNCE TEMEL ÜCRETLER ARTMALI
AKP hükümeti gerçek anlamıyla “eşit işe eşit ücret” getirmek istiyorsa, ek ödemeleri değil, temel ücretleri arttırmalıdır. Düşük derece ve göstergesi bulunan kamu emekçilerine yapılacak ek ödemeler temel tüketim mallarına yapılan zamlarla ve daha yılın yarısına gelmeden girilen yüksek vergi dilimleri nedeniyle zaten fazlasıyla geri alınıyor. Hükümetin “Kaşık ile verdiklerini kepçe ile aldığı” böylesi bir durumda adaletten, eşitlikten bahsetmek söz konusu bile değil.
Kamu ya da özel sektör ayrımı yapmaksızın ücretler belirlenirken, çalışanların ve ailelerinin asgari zorunlu ve sosyal ihtiyaçları göz önünde bulundurulmalı. Bu yapılırken, örneğin kamuda bugünkü uygulama şekliyle sadece “işe göre” ücretlendirme değil, aile ve çocuk yardımları, konut yardımları, evlenme, doğum ve ölüm yardımları vb. gibi ödemeler dikkate alınmalı, kamu ya da özel sektör ayrımı yapılmadan, herkese kendisi ve ailesinin insanca yaşamasını sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır.
evrensel-10 Kasım 2011























