YOOtheme

Erkan Aydoğanoğlu*

İşçilerin çıkarlarının sermayenin çıkarı ile asla çakışmadığı, tersine hemen her koşulda çatıştığı gerçeğine rağmen bu durumun, özellikle işçiler tarafından algılanması her zaman istenildiği gibi olmuyor. Kapitalizmin temelini emeğin üretim sürecindeki sömürüsü oluştursa da, bu durum sadece ekonomik anlamda değil, tüm bireysel ya da toplumsal algılama ve düşünce sistemleri açısından da geçerli. İşin esas ilgi çeken tarafı, sömürü koşulları altında milyonlarca emekçinin, en acı gerçekler bir gün yüzüne çarpana kadar harekete geçmeden kalabilmesi.

Fiziken ve zihnen hemen her fırsatta sömürülen işçiler, kaçınılmaz olarak egemen sistemin işleyişinde meydana gelen her türlü gelişmeyi, eğer ucu kendisine dokunmuyorsa, “olağan” olarak algılıyor. Örneğin herhangi bir alanda yaşanan bir gelişme, kendi sınıf çıkarlarına taban tabana zıt olsa bile, kendisini bütün bunların “dışında” tutmayı, “beni ilgilendirmez” diyerek yine kendi ifadeleri ile “bulaşmamayı” tercih ediyorlar.

Günümüz kapitalizmi bütün tarihsel birikiminden ve sınıf mücadelesi içinde edindiği deneyimlerden aldığı güçle işçi sınıfının sahip olduğu her türlü güvenceyi (sigorta, iş güvencesi, sendikal örgütlülük, sağlık, eğitim, barınma hakkı vb) silip süpürerek ilerliyor. Üstelik bütün bunları yaparken bir bütün olarak emekçi sınıfları karşısına almamak için dikkatlice, adım adım hareket ediyor. Bu nedenle sermayenin çok yönlü olarak hayata geçirdiği saldırılara karşı gerçekleşen her türlü direniş, eylem ya da grev, genellikle sıra kendisine gelenlerin tepkileri şeklinde karşımıza çıkıyor. 

19. yüzyılın ilk yarısında özellikle İngiltere’de işçi sınıfının yaşadığı sefalet görüntülerini 21. yüzyıla taşıyan kapitalizm, giderek büyüyen ve tehlikeli hale gelen işsizler ordusu gibi bir “canavarı” besleyerek, kendi çıkarları için yetiştirmeyi ve büyütmeyi sürdürüyor. Öyle ki bu durum, mevcut koşullarda çalışan çok sayıda işçiyi düşünsel ve fiziki anlamda pasifleştirirken, hem işçileri hem de çalışma yaşamına girmek zorunda bırakılan bütün aile bireylerini sermaye için mutlak köleliğe ve itaate zorlayan bir konuma sürüklüyor. Böylece, özellikle yeni yetişen genç işçi kuşakları açısından işsizlik, yoksullaşma, esnek, kuralsız ve güvencesiz çalışma uygulamalarının her biri, ötekini sürekli besleyen ve yeni zorunluluklar içine hapseden dev bir kapan halini alıyor. 

Bütün bunları anlatmamızın nedeni, böylesine karmaşık ve olumsuz koşullar altında Birleşik Metal-İş üyesi 15 bin metal işçisinin yaşanan bütün zorluklara, sendikaların ve sendikal mücadelenin içinde bulunduğu durgunluğa rağmen cesaretle grev kararı alıp uygulamaya başlamış olmasının neden önemli olduğunu göstermek. Bu nedenle grevlere başlayan Birleşik Metal-İş üyesi işçilerin direnci sadece metal işçilerinin değil, tüm işçi sınıfının direnci olarak görülmek zorunda. Aksi takdirde, sermaye ve onun çeşitli türden temsilcilerinin yıllardır güçlü bir toplumsal direnç olmaksızın “tıkır tıkır” sürdürdüğü sömürü düzeni, işçi sınıfı ve onun zaten zayıf olan örgütlü mücadelesi üzerindeki tahribatını daha da artıracak.

Yarattığı etki ve sonuçları nedeniyle patronları grev kadar korkutan başka bir eylem biçimi neredeyse yoktur. Üstelik patronları korkutan, sadece grev nedeniyle üretimin aksaması, kârlarının azalması değil. Asıl korktukları, bugüne kadar çeşitli yöntemlerle bölünen, karşı karşıya getirilen işçilerin gelecekleri için “tek vücut” halinde kenetlenmiş ve birleşmiş olması. Tek başına bu durum bile daha grevin başında elde edilen önemli bir kazanım olarak karşımıza çıkıyor.

Birleşik Metal-İş’in metal işkolunda başlattığı grevler, diğer alanlardaki, özellikle işçi ve kamu emekçileri hareketiyle birleşerek ilerleyebildiği ölçüde güçlenebilir ve başarılı olabilir. Bu noktada sadece destek çağrıları yapmak değil, grev pankartının asıldığı bütün işyerleri önünde diğer işkollarından işçilerin, kamu emekçilerinin üyeleriyle ve önlükleriyle grevci işçilerin yanında olması, onlarla birlikte “grev nöbeti” yapması gerek. Sadece metal işçilerinin değil, işçi sınıfının bütününün taleplerini sahiplendikleri için greve giden metal işçileri, girdikleri bu önemli yolda asla yalnız yürümemeliler!

 

* Eğitim Sen Eğitim Uzmanı

Evrensel / 24.03.11

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com

E-Kitap - Broşür

Demokratik Eğitim Kurultayı - Cilt IDemokratik Eğitim Kurultayı - Cilt IIToplumsal Bir Sorun Olarak ŞiddetMEB 2010-2011 Örgün Eğitim İstatistikleriÇocuk ve Okuma KültürüEğitimde Toplam Kalite Yönetimi GerçeğiKamunun Dönüşümü ve 657 DMKÖğretmenlerin Statüsü TavsiyesiAnadilinin Önemi Anadilde Eğitim