02 Haziran 2011
MEB İlköğretim Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan, 110 sayfalık İlköğretim Kurumları Standartları (İKS) Eğitim Dokümanı’nda İKS oluşturulma çalışmalarının Kasım 2007-Aralık 2009 tarihleri arasında gerçekleştirildiği belirtilerek, bu çalışmanın tek başına yürütülen bir çalışma olmayıp, bu alanda Milli Eğitim Bakanlığı tarafından geçmiş yıllarda gerçekleştirilen birçok çalışmanın sonuçlarını da kapsayacak ve bunları bütünleştirecek biçimde yürütüldüğü ifade edilmektedir. Bu kapsamda yararlanılan başlıca çalışmalar şu şekilde sıralanmıştır;
Müfredat Laboratuar Okulları ve Planlı Okul Gelişimi çalışmaları,
Öğrenci Merkezli Eğitim çalışmaları,
Öğretmen Yeterlikleri, Okul Temelli Mesleki Gelişim ve Okulda Performans Yönetimi çalışmaları,
Toplam Kalite Yönetimi ve Eğitimde Kalite Ödülü çalışmaları
Çocuk Dostu Okul çalışmaları
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından MEB Toplam Kalite Yönetimi Uygulama Yönergesi’ne bağlı olarak, MEB’in 5 Kasım 2009 tarihli 2009/83 sayılı genelgesine uygun olarak, İlköğretim Kurumları Standartları (İKS) uygulamasının pilot uygulamasını geçtiğimiz yıl içinde tamamlayarak, tüm ilköğretim okullarında İKS uygulamaları başlatılmıştır.
MEB tarafından İKS, “Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilköğretim okulları ile ilçe, il ve merkezi düzeyde, okulda çocuğa yönelik sunulan her türlü hizmete ilişkin verilerin toplanmasına ve gerekli planlamaların yapılmasına kaynak oluşturacak bir iç denetim ve öz değerlendirme sistemi” olarak tanımlanmaktadır. İlköğretim Kurumları Standartları kitabının önsözünde yazılan ifadeler, ülkemizde eğitim sisteminin ne hale getirildiğinin, nasıl adım adım ticarileştirilerek piyasa sistemi içine çekildiğinin işaretlerini vermektedir.
MEB, okullarımızda verilen eğitimi değerlendirebilmek için ‘eğitim yönetimi’, ‘öğrenme ve öğretim’ ve ‘destek hizmetler’ olmak üzere üç alanda 12 standart sunmaktadır. Amacın ilköğretim okulu, yatılı bölge okulu, vb. temel eğitim düzeyinde eğitim veren her okulun kendi kalite raporunu hazırlayabilmesini sağlamak olarak ifade edilmiştir.
MEB İlköğretim Genel Müdürlüğü İKS’yi, okulları belirlenen alanlardaki mevcut durumlarının tespit edilmesi, olması gereken durum ile farkın ortaya konulması ve devamında okulların taşıması gereken özelliklerine ulaştırılması amacıyla gerek duyulan geliştirici faaliyetlere kaynak oluşturabilmesi amacıyla yapılan bir çalışma olarak tanımlarken, asıl amacın her okulun kendi kaynağını yaratması, dolayısıyla merkezi bütçe içindeki eğitim payının azaltılması olduğunu bir anlamda itiraf etmektedir.
Standart kavramı; “belirli bir amacın gerçekleştirilebilmesi için gerekli ve yeterli nicelik ve nitelik düzeyi” olarak tanımlanmaktadır. Bu kavram doğrudan doğruya TKY anlayışına dayanmaktadır. Sistemin hatalardan arındırılmak amacıyla incelenebilmesi, performansların değerlendirilebilmesi ve geliştirilebilmesi, sistemde yer alan bütün unsurlara yönelik standartların belirlenmesini gerektirir. Eğitim sürecinde “kalite ve standartlaşma” ile ekonomik pazarın öngördüğü meslekî yeterliliklere sahip, yüksek performanslı işgücünün yetiştirilmesi hedeflenmektedir.
Toplam kalite yönetimi son yıllarda kamu yönetimi ve kamu hizmetleri alanında yaygın olarak uygulanmaktadır. Kamu yönetimi alanında uygulanmakta olan toplam kalite yönetimi, üretim alanında uygulananlara göre benzerlikler içerdiği kadar işlevsel olarak farklılıklar da içermektedir. Bir kere kamu yönetimi alanında uygulanan toplam kalite yönetimi, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi sürecinde “kalite” ve “müşteri” kavramını ön plana çıkartarak kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasının ve bu sürecin ideolojik alt yapısının hazırlanmasının olanaklarını hazırlamaktadır.
Kamu hizmetlerinin metalaştırılması süreci bir yandan eğitim ve sağlığın özelleştirilmesi, ticarileştirilmesi ve sermayeleştirilmesine yol açarken diğer yandan da kamu hizmeti kurumlarının, hastanelerin, okulların vs. ticari işletmelere benzer şekilde işletilmesine, bu kuruluşların özel işletmelerle aynı kefeye koyularak benzer “standartlar” oluşturma, “kalite”, “verimlilik” ve “performans kriterleri” ile değerlendirmesine yol açmaktadır.
Türkiye’de, özellikle 24 Ocak 1980 kararları ile birlikte gündeme getirilen özelleştirme uygulamaları, her alanda olduğu gibi eğitim sisteminde de ciddi eşitsizlikler yaratmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı, var olan eşitsizlikleri gidermek ve eğitimin sorunlarına çözüm üretmek yerine eğitim kurumlarının “devletin sırtına yük olmayan”, “kendi kendine yetebilen” kurumlar haline getirilmesine yönelik girişimlerde bulunmuştur. Bu girişimlerden birisi olarak, kapitalist işletmelerin yönetim modeli olan TKY eğitimde uygulanmaya çalışılmıştır. TKY’nin eğitimde uygulanmasının ardında yatan zihniyet; İKS’de de kendisini bulan “öğrenci odaklı eğitim” söylemi adı altında, öğrenciyi ve velisini birer müşteri, okulu üretim yapan bir fabrika, öğretmeni tedarikçi ve okul yöneticilerini de tahsildar olarak görmektedir. Okullar, bu noktada eğitim-öğretim yapılan kurumlar olmaktan çıkmakta, daha çok piyasa mekanizması içinde yer alan yapılara dönüşmektedir. Bu anlamda eğitimde uygulanmak istenen Toplam Kalite Yönetimi, performans değerlendirme ve benzeri uygulamalarla birlikte eğitimin ticarileştirilmesi ve okulların kendi kaynaklarını yaratmasının sağlanmasına yönelik politikaların önemli basamaklarından birisidir.
Özelleştirme uygulamalarıyla başlayan piyasa mantığı İKS, TKY gibi uygulamalarla büyük bir hız kazanmış durumdadır. Bu güne kadar özel işletmelerde uygulanan TKY’nin artık kamuda, özellikle eğitim, sağlık gibi temel kamu hizmeti alanlarında uygulanmaya başladığı görülmektedir. Amaç olarak da kamuda verimlilik ve performans artışı sağlamak gösterilmektedir. Sistemin başarıyla uygulanabilmesi için mutlaka kamu emekçilerinin desteğinin alınması gerektiği açıktır.
İKS aynı geçmişte 2000’li yılların başında uygulamaya konulan TKY’de olduğu gibi “Katılımcılık, kendini ifade hakkı, kararların birlikte alınması ve uygulanması, sorunların birlikte tespit edilmesi ve çözülmesi vb.” laf cambazlıklarıyla açıkça eğitimde yapılmak istenen özelleştirmenin üstünü örtmeye yönelik girişimden başka bir şey değildir. Kaldı ki günümüzde gerek özel sektörde olsun gerek kamusal alanda olsun, ne emredilirse yapması istenen öğretmenler, eğitim emekçileri, yardımcı hizmetliler, memurlar vs. TKY ve İKS türünden manevralarla, kendilerinin daha değerli oldukları imajıyla ve hatta zamanla okullardaki kalite geliştirme ekipleri içinde rekabet eden, güvencesiz örgütsüz insanlara dönüştürülmek istenmektedir.
Eğitimde Toplam Kalite Yönetimi (TKY) Uygulamaları Ne Getirdi?
Son yıllarda sık sık dile getirilen ve toplam kalite yönetimi içinde anlamını bulan “eğitimde kalite”nin, nasıl bir eğitim politikası olduğunu anlamak için, ilk önce toplam kalite yönetiminin ideolojisi ve politikasına ilişkin birkaç hatırlatma yapmak gerekir. TKY ve kalite politikası, Türkiye’de ve dünya’da özellikle son 30 yıldır ideolojisiyle ve özelleştirme-taşeronlaştırma uygulamaları ile yaygınlaşan esnek üretim biçimleri ve esnek çalışma koşullarının yaygınlaşmasıyla birlikte yeniden gündeme getirilmiştir. Bu politikayla kapitalizm, yeni bir yönetim örgütlenmesi olarak, Türkiye gibi dünyanın hemen tüm ülkelerinde her alana nüfuz etmeye çalışan ideolojik yöntemlerle, aynı zamanda etkin bir denetleme çabası içine girmeyi hedeflemektedir.
Eğitimden bahsederken, piyasa mekanizmasının tanımı olan ve satıcı-müşteri ilişkisi çerçevesinde tanımlanan “kalite”den değil, nitelikli eğitimden bahsederiz. Çünkü kalite kavramı, her şeyden önce müşterinin istek ve beklentilerine uygun mal ve hizmetleri üretebilme yeteneğini ifade eder. Dolayısıyla kaliteyi belirleyen piyasanın temel aktörü olarak kabul edilen müşteriler ve onların istek ve beklentileridir. Oysa nitelikli eğitimden bahsedilirken, toplumun gelişim içindeki en önemli dinamiklerinden olan çocuk ve gençlerimizi başta olmak üzere tüm halkın, kendi geleceğine ilişkin bağımsız, demokratik ve özgür bir toplum yaratılması amacıyla geliştirici kültürel ve bilimsel faaliyetlerin toplamı olan eğitimden bahsedilir. Dolayısıyla, “kalite” kelimesinin kendisi bile tek başına, ciddi bir politik ve ideolojik yanılsamayı içermektedir.
Eğitimde toplam kalite uygulamalarını, model içinde öne çıkan birkaç ilke çerçevesinde değerlendirmek mümkündür. TKY’nin kullandığı yöntemlerden birisi etkin iletişimdir. Her an ve her durumda, insanları, işi, işlevleri denetlemenin bir aracı olarak kullanılır. Yapılan her işin kayıtlara geçirilmesi, haftalık ve aylık verimlilik analizlerinin bilgisayarlara işlenmesi, düzenli anketlerle dönemsel olarak halkın duygu ve düşüncelerine ulaşma ve ona uygun projeler geliştirerek, düzenli denetime alınmaları, eğitimde ciddi bir istihbarat ağı kurmanın aracı olarak kullanılmaktadır. Nitekim, TKY’nin herkesi ve her alanı denetim altına almak üzere geliştirilmiş bir yönetim biçimi olarak tanımlandığı ve uygulandığını, daha önceki fabrika deneyimlerinden hatırlamak mümkündür.
İKS içinde de yer alan “Yönetime katılım” TKY’nin öncelikli ilkelerinden birisi olarak ileri sürülmekte, ancak katılımın kararlara mı, sonuçlara mı olduğu konusunda herhangi bir açıklık getirilmemektedir. Burada amaç, okul yönetimine tüm idareci, öğretmen, memur, öğrenci, veli ve sermaye çevrelerinden kişi ve kuruluşların katılması ve kararlarda etkin kılınmasıdır. Ancak buradaki esas katılım noktasının eğitimin finansmanına katılım olduğu gerçekleşen uygulamalarda kısa sürede görülmüştür. Buradaki temel amaç, paralı eğitim uygulamalarının hayata geçirilmesinde özellikle öğrenci, veli ve öğretmenlerin sürece katılmasının sağlanması, böylece paralı eğitime karşı önemli ve kitlesel tepkilerin önüne geçilmesidir.
TKY’nin “kalite” kavramı, müşteri memnuniyetini (İKS’de paydaş olarak geçiyor) temel alan ve nitelikli, kamusal eğitim ile bağdaşması mümkün olmayan bir kavramdır. Müşteri, piyasada mal ve hizmeti satın alan kişiyi tanımladığından, her yurttaşın hakkı olan eğitim hakkı satın alınabilir veya satın alınması gereken bir meta olarak kabul edilmektedir. Okullarda eşit, bilimsel esaslara dayalı, demokratik, nitelikli bir eğitim anlayışı yerleştirmek yerine; dayanışmadan çok rekabete dayanan, bireyciliği özendiren, piyasa ilişkileri içinde bir meta haline getirilmek istenen eğitim anlayışının yerleştirilmesine çalışılmaktadır. Tüm insani değerleri, “müşteri memnuniyeti” adı altında kapitalist ticari ahlaka göre yeniden şekillendiren, paradan ve bireysel çıkardan başka bir şey düşünmeyen bir toplum yaratma çabaları TKY uygulamaları ile yeni bir boyut kazanmıştır. İç müşteri fikri ile emekçiler arasındaki, dış müşteri fikri ile de üretim ilişkileri içinde olan kurumlar arasındaki tüm ilişkileri paraya ve çıkara dayalı rekabete koşullandırmak temel hedefler arasındadır.
Toplam kalite düşüncesine göre, örneğin eğitim alanında ürün olarak yetiştirilen öğrencilere kazandırılan bilgi ve beceriler “katma değer” olarak görülmektedir. Başka bir ifade ile eğitimin ürünü; öğrenciye kazandırılan bilgiler ve davranışlar ile yaratılan “katma değer” olmaktadır. Bu anlayış çerçevesinde eğitim alanının müşterilerinin kimler olduğuna gelindiğinde, tek bir müşteri yerine dört çeşit müşteri grubundan söz edilir. Ana dış müşteri öğrenciler, ikinci dış müşteri öğrencilerin velileri, üçüncü dış müşteri ise iş dünyası, hükümetler ve toplum olarak görülür. Öğretmenler, hizmetliler ve okul yöneticileri ise iç müşteri olarak değerlendirilmektedir.
Tamamen mal üretimi dikkate alınarak hazırlanan TKY, eğitim alanına terimleri bile değiştirilmeden, aynen aktarılmıştır. TKY’de hatalı üretim, sürekli denetimle giderilir. Üretimdeki hatalı üretilen mal atılmalı, yeniden, kontrollü, hatasız üretim yapılmalıdır. Bunu sanayide uygulamak mümkündür. Örneğin, bir bardak üretiminde hatalı üretilen mal atılır, hata tespit edilir, kontrollü üretimle hatasız bardak ikinci defada üretilebilir. Bu örnek insan yetiştirme sürecinde nasıl uygulanacaktır? İnsan, sosyal bir varlıktır; farklı yetenek, beceri ve kabiliyetleri vardır. Kurallar ya da standartlar neye, kime göre belirlenecektir? Sistemin istediği yapıda ve ölçülerde yetişmeyen öğrenciler eğitim sisteminin dışına mı itilecektir?
Milli Eğitim Bakanlığı, eğitimde TKY uygulamalarını büyük ölçüde hayata geçirmeye başlamış, İKS’yi de bunun üzerinden hayata geçirmeye çalışmaktadır. Okullarda oluşturulması gereken kurullar oluşturulmuş, değerlendirmeler yapılmaya başlanmıştır. Fakat üzerinden atlanan önemli bir sorun vardır. Halen MEB’e bağlı okullarda, eski yönetmelikler ve bürokratik ilişkiler, eski yönetim hiyerarşisi ve ücret sistemi aynen devam etmekte, eski sistem ve programla yeni çözümler üretilmek istenmektedir. Okulların finansman ihtiyaçları sosyal, kültürel etkinliklerden ve bağışlardan sağlanmaya çalışılmaktadır. Bu kadar önemsenen ve “çağdaş proje” olarak tanıtılan bir model için kaynak olarak, ortaçağ mantığı ile para toplama, bağış vb. çözümler belirlenmiş olması ciddi bir çelişkidir. Bugüne kadar gerçekleştirilen uygulamalar, eğitimde TKY uygulaması ile demokratik yönetim ve katılımcılığın gerçekleşmesinin mümkün olmadığını göstermiştir. Yapılan en önemli şey, “nitelikli sınıflar” oluşturmak için velilerden çeşitli miktarlarda paralar toplamak olmuş, para vermeyenlerin sınıfları ayrılarak öğrenciler arasındaki sınıf ayrımı bizzat Milli Eğitim Bakanlığı tarafından tescil edilmiştir.
Yukarıda yapılan tespitlerden hareketle, TKY’nin Milli Eğitim Bakanlığı kanalıyla eğitim kurumlarına girmesinde sayısız tehlike ve olumsuzluk sayılabilir. Ama bu olumsuzlukları üç ana başlık altında ele almak mümkündür;
Birincisi TKY ideolojik olarak, okulöncesi eğitimden, üniversite sonuna kadar tüm genç beyinleri esaret altına alan ve sisteme boyun eğmeyi öğütleyen çok tehlikeli bir ideolojik içeriğe sahiptir. Çünkü kalite eğitiminin anaokulundan itibaren çocuklara yapacağı ilk etki, bireyciliğin öneminin öne çıkarılması ve çocukların kendinden başka hiçbir şey düşünemez hale getirilmesidir. Böylece toplumsal bir varlık olan insanın, toplumsal sorumluluk ve dayanışmadan tümüyle kopuk, ülke ve halkının sorunlarından, tarihsel ve kültürel değerlerinden uzak bireyler olarak yetişmesi sağlanacaktır. Toplumsal gelişimin ve mücadelenin olanaklarından soyut olarak kendi haklarının ve kişisel özelliklerinin de kaybedilmesi, tümüyle sisteme boyun eğen ve sistem tarafından empoze edilen verilere göre hareket etmesi sağlanan bir insan tipi ortaya çıkaracaktır. Kalite eğitiminin ve sisteminin temel amacı budur.
İkincisi, kapitalist sisteme boyun eğmek üzere, sermaye sınıfının düşünsel denetçileri ve ideologları, öğretmenleri etkisi altına almayı ve onları kendi çıkarları doğrultusunda örgütlemeyi hedeflemektedir. Tüm toplumu etkileyen eğitim sürecine, tüm eğitim emekçileri katılmak istenmektedir. Üçüncüsü, eğitimcinin yaptığı her işi ve söylediği her sözü denetleyerek, plan ve programını buna uygun yaptırarak, sisteme muhalif olanların performansının değerlendirilmesi istenmektedir. Böylece ortaya konan performans kriterlerine dayanarak, eğitimde ulaşılmak istenen hedeflerin önündeki engellerin teker teker ortadan kaldırılması mümkün olacaktır.
TKY ne eğitimde “kalite”yi artırmak, ne de eğitim sistemine demokratik bir işleyiş kazandırmak için ortaya atılan bir uygulamadır. Böyle olmadığını toplam kalite yönetiminin uygulama sonuçlarına bakarak görmek mümkündür. TKY, özelleştirmeye hizmet eden, esnek çalışmayı getiren, kârlılık, rekabet ve müşteri memnuniyeti üzerine kurulmuş bir sömürü sistemidir. Kârlılığı getirmektedir, çünkü esnek çalışmayla birlikte daha yoğun iş daha az ücret sağlanmakta, işin mali yükü öğrencinin dolayısıyla velinin üstüne kalmaktadır. Rekabeti getirmektedir; çünkü oluşturulan ekipler içindeki öğretmenler artık birbirinin rakibi haline gelmektedir. Öğretmenler hem kendi ekibindeki arkadaşlarıyla, hem de diğer ekiptekilerle sürekli bir yarış ve rekabet içine itilmektedir.
Eğitimde TKY uygulamaları açısından değinilmesi gereken bir diğer önemli nokta, performans değerlendirmesidir. Burada hedeflenen, sanıldığının aksine, herkesi işyerinde gösterdiği performansa göre değerlendirmek değil, bu sayede mal ya da hizmet üretimini arttırmak, başka bir yönüyle eğitim emekçilerinin bugün olduğundan daha yoğun fakat karşılıksız olarak çalışmasını sağlamaktır. Bu sisteme geçilmesiyle hedeflenen, performansı düşük olan eğitim emekçilerinin “objektif kriterler” çerçevesinde kapı dışarı edilebilmesi, işten çıkarılabilmesidir.
Performans değerlendirmesi iş güvencesini ortadan kaldıran, ücret eşitsizliğini arttıran, çalışan sayısını azaltan ve sendikal örgütlülüğü güçsüzleştiren bir uygulamadır. Performans değerlendirmesi ile eskiden belli değerleri paylaşan, birlikte omuz omuza sendikal mücadele veren emekçiler, kendi iradeleri dışında, artık birbirinin ezeli rakibi haline geleceklerdir.
Sonuç olarak;
İKS’nin, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından geçmiş yıllarda gerçekleştirilen birçok çalışmanın (Toplam Kalite Yönetimi, Müfredat Laboratuar Okulları, Okulda Performans Yönetimi vb) sonuçlarını da kapsayacak ve bunları bütünleştirecek biçimde yürütüleceği anlaşılmaktadır.
IKS, Bakanlık tarafından okulların belirli standartlara ulaştırılması amacıyla gerek duyulan geliştirici faaliyetlere kaynak oluşturabilmesi amacıyla yapılan bir çalışma olarak dikkat çekerken, TKY ve performans değerlendirme uygulamaları ile asıl amacın bir taraftan her okulu kendi kaynağını yaratır hale getirmek, diğer taraftan eğitim emekçilerini daha fazla ve daha yoğun çalıştırmanın amaçlanmasıdır.
Sendikamıza göre İKS’nin “öğrenci merkezli eğitim” iddiası, ilköğretim kurumlarında adım adım hayata geçirilen toplam kalite yönetimi, performans değerlendirme uygulaması ve eğitim emekçilerinin çeşitli şekillerde angarya çalıştırılmasının meşrulaştırılması amacıyla gündeme getirilmiş ve muhtemel tepkilerin önünü kesmek için kullanılmıştır. Bakanlığın amacı ilköğretim kurumlarının daha nitelikli eğitim hizmeti veren kurumlar olmasından çok, yıllardır eğitimde yaşanan ticarileştirme ve özelleştirme uygulamalarına kılıf hazırlamaktır.
























